Nehcü'l-Belağa ve Sünni Kaynaklar Işığında Hz. Mehdi (a.s.) ve Gaybet İnancının Temellendirilmesi

Nehcü'l-Belağa ve Sünni Kaynaklar Işığında Hz. Mehdi (a.s.) ve Gaybet İnancının Temellendirilmesi
Bu yazı, İmam Ali'nin (a.s.) Nehcü'l-Belağa'daki hutbe ve hikmetleri bağlamında Hz. Mehdi'nin (a.s.) varlığını tahlil etmeyi ve Ehl-i Sünnet usulcülerinin (İbn Hacer, Ebu Zehre vb.) "yeryüzünün hüccetsiz kalmayacağı" kuralına yaklaşımlarını, Şii epistemolojisi çerçevesinde ilzam kaidesi yöntemiyle değerlendirmeyi amaçlamaktadır.

 

Yeryüzünün Bâki Hücceti: Nehcü'l-Belağa ve Sünni Kaynaklar Işığında Hz. Mehdi (a.s.) ve Gaybet İnancının Temellendirilmesi

 

İmamiyye Şiası'nın inanç esaslarının temelini oluşturan İmamet ve ilahi rehberliğin kesintisizliği ilkesi, yeryüzünün hiçbir dönemde Allah'ın hüccetinden yoksun kalamayacağı hakikatine dayanır. Bu ontolojik ve teolojik zorunluluk, İmam Ali b. Ebî Tâlib'in (a.s.) Nehcü'l-Belağa'daki beyanlarında en kâmil ifadesini bulur. Hz. Mehdi'nin (a.s.) zuhuru, Gaybet Dönemi ve yeryüzündeki evrensel adalet misyonu, yalnızca Şii hadis külliyatının değil, İslam'ın genel teolojik birikiminin müşterek bir beklentisidir.

Bu yazı, İmam Ali'nin (a.s.) Nehcü'l-Belağa'daki hutbe ve hikmetleri bağlamında Hz. Mehdi'nin (a.s.) varlığını tahlil etmeyi ve Ehl-i Sünnet usulcülerinin (İbn Hacer, Ebu Zehre vb.) "yeryüzünün hüccetsiz kalmayacağı" kuralına yaklaşımlarını, Şii epistemolojisi çerçevesinde ilzam kaidesi yöntemiyle değerlendirmeyi amaçlamaktadır.

 

1. Nehcü'l-Belağa'da “Beklenen Kurtarıcı” ve “Evrensel Adalet Misyonu”

İmam Ali (a.s.), Nehcü'l-Belağa'nın çeşitli hutbelerinde ahir zamanın kurtarıcısına, onun taşıdığı karakteristik özelliklere ve tesis edeceği ilahi düzene açıkça işaret etmiştir. Bu ifadeler, Ehl-i Beyt'in (a.s.) mehdeviyet vizyonunun salt siyasi bir beklenti değil, ilahi bir vaat olduğunu gösterir.

 

Kur'an ve Sünnet'in İhyası (138. Hutbe):

İslam ümmetinin tarihsel süreçte yaşayacağı yozlaşmayı ve bu yozlaşmanın ancak Hz. Mehdi'nin (a.s.) zuhuruyla giderileceğini belirten İmam Ali (a.s.) şöyle buyurur:

"İnsanlar hidayeti heva ve heveslerine uydurduklarında; o, heva ve hevesi hidayete döndürür. İnsanlar Kur'an'ı kendi görüşlerine göre yorumladıklarında; o, görüşleri Kur'an'a döndürür... O size adaletin nasıl uygulanacağını gösterecek, Kitap ve Sünnet'in terk edilmiş, ölmüş olan esaslarını yeniden diriltecektir." Bu ifadeler, Hz. Mehdi'nin (a.s.) misyonunun salt fıkhi bir yenilenme değil, dini aslına, yani tahrif edilmemiş saf nebevi kaynağına döndürmek olduğunu ortaya koyar.

 

Gaybet Dönemi ve Zuhur (150. Hutbe):

Şia'nın İki Gaybet (Suğra ve Kübra / Küçük ve Büyük) inancının felsefi-irfani temellerinden biri, 150. Hutbe'deki şu derin tasvirde yer bulur:

"Bilin ki, bizden olup da o fitneleri görecek olan kimse (Mehdi), o günlerde parlayan bir çerağla, nurlu bir çırayla dolaşır. İyilerin yoluna uyar ki düğümleri çözsün... O, insanların gözünden gizlidir; arayan, izini ne kadar sürse de bulamaz." Bu ifadeler, onun tarih sahnesinde fiziksel bir otorite olarak varlık göstermediği dönemde dahi inananlar için manevi bir çerağ ve hidayet kaynağı olduğunu ispatlar.

 

Hz. Mehdi’nin Son Hüccet (Bakiyyetullah)  Oluşu (182. Hutbe):

Hz. Mehdi'nin (a.s.) Allah'ın yeryüzündeki son hücceti olması vasfı ise şu şekilde beyan edilir:

"Hikmet zırhını kuşanmış, onu bütün adabıyla benimsemiştir... O, dünyada hüccetlerin kalmadığı bir zamanda, Allah'ın hüccetidir; direnenlerin son bulduğu bir dönemde Bakiyyetullah’tır."

 

Dünyanın Ehl-i Beyt'e Yönelmesi (209. Hikmet):

Tarihsel süreçte gasp edilen hakların ve saptırılan hilafet kurumunun en nihayetinde asıl sahiplerine döneceği gerçeği, çarpıcı bir metaforla ifade edilmiştir:

"Dünya, huysuz ve ısırgan bir devenin sonunda yavrusuna şefkatle dönmesi gibi (bize isyan ettikten sonra) bize dönecektir." Hz. Ali (a.s.) bu sözüyle birlikte, yeryüzünde ezilenlerin önderler ve varisler kılınacağını müjdeleyen Kasas Suresi 5. ayetini okuyarak, Mehdeviyetin Kur'ani temeline işaret etmiştir. Ayrıca 100. Hutbe'deki "Âl-i Muhammed’in meseli, gökteki yıldızlar gibidir; bir yıldız battığında diğeri doğar" ifadesi, İmamet silsilesinin kesintisizliğini vurgular.

 

İlahi Hüccetin Kesintisizliği: Kumeyl bin Ziyad Hadisi

Nehcü'l-Belağa'daki 147. Hikmet, sadece Şii teolojisinin değil, İslam fıkıh usulünün de en fazla referans verdiği temel metinlerden biridir. İmam Ali'nin (a.s.) sırdaşı Kumeyl bin Ziyad'a aktardığı şu hakikat, yeryüzünün hüccetsiz kalamayacağı inancının doğrudan ilanıdır:

"Allâhümme belâ, lâ tahlü'l-ardu min kâimin lillâhi bi-huccetin, immâ zâhiran meşhûran ve immâ hâifen mağmûran, li-ellâ tebtule hucecü'llâhi ve beyyinâtüh." (Allah'ım, evet! Yeryüzü hiçbir zaman Allah için hüccetle ayakta duran birinden asla yoksun kalmaz. Bu hüccet ya açıkça bilinir ve meşhurdur; ya da (hakikatin ve delillerin yok olması ihtimalinden) korkarak gizlenmiştir. Bu, Allah'ın delillerinin ve apaçık nişanelerinin yok olmaması içindir.)

Şii perspektifinden bu rivayet, Masum İmam'ın ontolojik gerekliliğinin kesin delilidir. "Kâim lillâhi bi-huccetin" ifadesi, her çağda dini koruyan masum bir İmam'ı niteler. "Zâhiran meşhûran" ifadesi hazır ve hâkim olan İmamları (Hz. Ali'nin hilafet dönemi gibi) kapsarken; "hâifen mağmûran" (hakikatin yok olmasından korkan ve gizlenen) ifadesi ise bizzat Hz. Mehdi'nin (a.s.) Gaybet-i Kübra dönemine doğrudan bir nass teşkil eder. İmam vardır, yeryüzünün manevi kutbudur, ancak zalimlerin baskısı ve ilahi hikmet gereği perdelenmiştir.

 

2. Sünni Usulcülerin "Hüccet" İkrarının Şii Perspektiften Tahlili

İmam Ali'nin (a.s.) Kumeyl'e söylediği bu söz, İbn Abdülber, Hatib el-Bağdadi, Ebu Nuaym el-İsfahani ve hatta İbn Teymiyye[i] gibi Ehl-i Sünnet'in büyük muhaddislerince kendi eserlerinde mutlak bir hakikat olarak nakledilmiştir. Sünni fıkıh usulü uleması özellikle hulüvvü'l-asr ani'l-müçtehid / zamanın müçtehidsiz kalıp kalamayacağı tartışmasında bu rivayeti merkeze almıştır.

  • İbn Kayyım el-Cevziyye ve modern dönemde Muhammed Ebu Zehre, içtihad kapısının kapanamayacağını savunurken Kumeyl hadisini delil getirmişler; "Yeryüzü hüccetsiz kalmaz" kuralını müçtehid âlimlerin sürekliliğine hamletmişlerdir.
  • İbn Hacer el-Askalani ise Fethü'l-Bârî'de, yeryüzünün hakkı ayakta tutacak birilerinden (Taife-i Mansura'dan) yoksun kalamayacağı görüşünü "sahih kavil" (el-kavlü's-sahîh) olarak tescil etmiştir.

 

3. Şii Çerçeveden Eleştirel Değerlendirme

Ehl-i Sünnet âlimlerinin "Yeryüzü Allah'ın hüccetinden yoksun kalamaz" şeklindeki ilahi yasayı kabul etmeleri, Şia'nın İmamet doktrini açısından son derece önemli bir itiraf ve ilzamî bir delildir. Ancak Sünni usulcülerin düştüğü metodolojik hata, "Hüccet" kavramını masumiyeti olmayan, yanılabilen, birbirleriyle çelişen fetvalar verebilen müçtehidlere indirgemeleridir.

Allah'ın mutlak ve bağlayıcı delili (Hüccetullah), dinin aslında ihtilaf üretmeyen, Kur'an'ın batınını ve zahirini hatasız bilen, heva ve hevesi hidayete döndüren (138. Hutbe) Masum İmam olmak zorundadır. Birbiriyle çelişen müçtehidler "Allah'ın yeryüzündeki tek ve mutlak delili" olamazlar. Dolayısıyla Sünni âlimlerin rasyonel ve nakli olarak zorunlu gördükleri "kesintisiz ilahi delil" (hüccet) ihtiyacı, yalnızca Şia'nın Masum İmam (a.s.) ve O'nun gaybeti inancıyla gerçek, tatmin edici ve teolojik olarak tutarlı bir zemine oturmaktadır.

 

Sonuç

Nehcü'l-Belağa, Hz. Mehdi'nin (a.s.) varlığını, gaybetini ve misyonunu Kur'ani bir üslupla çizerken; Kumeyl b. Ziyad rivayeti bu inancın zaman ve mekân üstü sürekliliğini teminat altına almıştır. Ehl-i Sünnet'in önde gelen âlimlerinin de kabul etmek zorunda kaldığı "yeryüzünün hüccetsiz kalmayacağı" gerçeği, fıtri ve ilahi bir yasadır. Bu hüccet, ne sıradan âlimlerdir ne de soyut bir kavramdır; o, yeryüzünü daha önce zulümle dolduğu gibi adalet ve kıstla dolduracak olan, "hâifen mağmûran" (gizlenmiş) sıfatıyla bekleyen On İkinci İmam Hz. Bâkiyyetullah el-Mehdi’dir (a.s.).

 

Medya Şafak

 

Kaynakça

Temel Kaynaklar

  • Kur'ân-ı Kerîm. (İlgili ayet: Kasas Suresi, 28/5).
  • eş-Şerîf er-Radî, Muhammed b. el-Hüseyin (ö. 406/1015). Nehcü'l-Belağa. (Tahkik ve Şerh: Subhi Salih / Muhammed Abduh nüshaları temel alınarak; 100, 138, 150 ve 182. Hutbeler ile 147 ve 209. Hikmetli Sözler).

Hadis, Fıkıh ve Usul Kaynakları

  • İbn Abdülber el-Kurtubî (ö. 463/1071). Câmiu Beyâni'l-İlm ve Fadlih.
  • Ebû Nuaym el-İsfahânî (ö. 430/1038). Hilyetü'l-Evliyâ ve Tabakâtü'l-Asfiyâ.
  • Hatîb el-Bağdâdî (ö. 463/1071). el-Fakîh ve'l-Mütefakkih.
  • İbnü’l-Cevzî, Abdurrahman b. Ali (ö. 597/1201). Sıfatü's-Safve.
  • İbn Kayyım el-Cevziyye (ö. 751/1350). İ'lâmü'l-Muvakkıîn 'an Rabbi'l-'Âlemîn.
  • İbn Hacer el-Askalânî, Şihâbüddin (ö. 852/1449). Fethü'l-Bârî fî Şerhi Sahîhi'l-Buhârî. (Kitâbü’l-İ‘tisâm bi’l-Kitâb ve’s-Sünne bölümü).
  • Ebû Zehre, Muhammed. Usûlü'l-Fıkh. Kahire: Dârü'l-Fikri'l-Arabî. (İçtihad ve müçtehidin varlığının zorunluluğu bahsi).