Hasan Farhan el-Maliki (4): Buhari’nin Ehl-i Beyt düşmanlığının delilleri / Sosyolojik ve tarihsel zemin

Hasan Farhan el-Maliki (4): Buhari’nin Ehl-i Beyt düşmanlığının delilleri / Sosyolojik ve tarihsel zemin
Şiiliğin argümanlarını çürütmek için devlet destekli ulema sınıfı "Bütün sahabe adildir, aralarındaki savaşlar sadece içtihat farkıdır" doktrinini katı bir dogmaya dönüştürdü. Muaviye'yi eleştirmek, devlete ve dine isyan ile eşdeğer tutulmaya başlandı.

 

 

 

Hasan Farhan el-Maliki (Arapça: حسن بن فرحان المالكي), Suudi Arabistanlı araştırmacı, yazar, tarihçi ve İslam âlimidir. 1970 yılında Suudi Arabistan'ın Cizan bölgesinde doğmuştur. Özellikle erken dönem İslam tarihi, hadis tenkidi, insan hakları ve mezhepçilik karşıtı yenilikçi/eleştirel görüşleriyle İslam dünyasında hem ciddi bir takipçi kitlesi edinmiş hem de sert tartışmaların odağı olmuştur. En son Eylül 2017'de tutuklanmış olup, Suudi savcılığı tarafından hakkında idam cezası talep edilmiştir. Mevcut ve ulaşılabilir son bilgilere göre Hasan Farhan el-Maliki halen cezaevindedir.

 

 

Ancak genel çerçevede Buhari’nin beslendiği kaynakları okuduğumda... Örneğin İmam Ahmed aynı metni [Ehl-i Beyt'in (özellikle İmam Ali'nin) faziletlerine dair hadisler ile Emevi otoritesini sarsacak tarihi rivayetleri] on ikiden fazla farklı aktarım ağıyla ortaya koymuştur. Keza diğer tüm kaynaklar; Taberani, Hakim, Ebu Ya'la... Yani demek istiyorum ki Buhari'nin başvurduğu kaynaklarda Ehl-i Beyt'e yönelik dışlayıcı bir tutum, tarihsel bir sapma söz konusudur. Bunu sadece ben söylemiyorum, elimde iki temel delil var.

 

Birinci delilim; “Arap Mirası Tarihi”nin müellifi olan çağdaş araştırmacı doktorun (Fuat Sezgin), “Sahih-i Buhari'nin Kaynakları” başlıklı Almanca doktora tezidir. Onun bu çalışmasından da Buhari'nin Ehl-i Beyt'ten uzaklaşıp saptığı sonucu elde edilmektedir. Elbette sosyolojik kökenine baktığımızda Buhari'nin dedesi Emevilerin mevalisindendi (azatlılarından / siyasi himayelerindeki zümredendi). Buhari [Muhammed bin İsmail bin el-Muğire el-Cu'fi] aslen Yemenlidir veya Emevi valisinin eliyle İslam'a girmişlerdi. Buhari ve genel olarak Buhara havzası tarihsel süreçte İbn Ziyad ile birlikteydi... Daha doğrusu Halid Yusuf bin Ömer es-Sekafi [Meşhur Haccac’ın kuzeni] ile birlikteydiler ki Zeyd bin Ali'yi katledenler onlardır. Yani Buhari'nin fikri altyapısını oluşturan ve onu besleyen çevre bunlardı.

 

İkinci delilim ise; Buhari'nin “et-Tarihu's-Sağir” ve “et-Tarihu'l-Evsat” isimleriyle basılan eserindeki tarih yazımının incelenmesidir. Bu eser, dönemin coğrafi ve sosyopolitik merkezlerini temel alan bir vefatlar tarihidir ve bu eserde onun İmam Ali'ye karşı nasıl bir tarihsel sansür uyguladığı açıkça görülmektedir. Mesela önemli bir olay olduğunda onu et-Tarihu's-Sağir'de zikretmez. Buna karşılık, -Darakutni'nin eleştirilerine ve tahkiklere göre Hasan-ı Basri'nin Ebu Bekir'den bizzat duymadığı, aktarım zinciri kopuk (mürsel) bir metin olmasına rağmen- Hasan'ın sözlerini mübalağalı bir biçimde öne çıkarır.

 

Buhari, et-Tarihu's-Sağir'inde Kufe'yi bir siyasi merkez olarak anar ancak [İmam Ali'nin otoritesini] mutlak surette yok sayar. Yani orada Ömer ve Osman dönemlerini zikreder, ardından doğrudan Muaviye, Yezid ve benzerlerinin iktidarına geçer. Onun tarihsel kurgusuna göre İmam Ali, sanki Kufe'deki sıradan valilerden; Said bin el-As'tan veya Velid bin Ukbe'den bile daha değersiz bir figürdür. İşte Buhari'deki tarihsel dışlama budur.

 

Üstelik bu dışlama tek boyutlu değildir; Ehl-i Beyt'e yönelik bu tavırda pek çok aşama vardır. Fakat meseleyi tek tip, homojen bir bloğa ait gibi algılamamak gerekir. Bazı insanlar bu sapmanın tek bir sosyal tabakayı yansıttığını veya sapanların tek bir sınıf olduğunu sanıyorlar; oysa hiçbir toplumsal olgu tek bir tabakadan ibaret değildir.

 

Burada farklı derecelerde tabakalar vardır. Mesela İmam Ali'ye lanet okuyan Hariz bin Osman gibi bir râvî vardır... Bu kişi, Buhari'den de İbn Teymiyye'den de oldukça farklı ve daha radikal bir uçtadır. Yani tarihsel süreçte farklı tabakalar söz konusudur. İşte bu toplumsal tabakalaşmalar nedeniyle, bizler Sünni ve Şii mezheplerini sanki tek bir görüş etrafında kenetlenmiş monolitik bloklar olarak ele alma hatasına düşüyoruz. Bu doğru değildir. Özellikle en geniş kitleye sahip olan Sünni yapı içinde birbirinden çok farklı ekoller bulunmaktadır.

 

Nitekim Buhari'nin hocalarının, özellikle Kufeli olanların çok farklı bir sosyopolitik duruşları vardı. Örneğin Buhari'nin hocası Ubeydullah bin Musa, Muaviye'ye lanet ederdi. Basralılar ise farklıydı. Buhari ve Müslim'in hocası Muaviye'nin İslam dışı, farklı bir din üzere öldüğünü düşünürdü. Kastettiğim şey şu; aşırıya kaçan farklı siyasi akımlar vardı. Onların yapmak istedikleri şey, tüm Sünni kitleyi Muaviye konusunda aynı kalıba sokmak, otorite meselelerinde ve erdem sıralamasında hepsini tek bir standart hiyerarşiye mecbur bırakmaktır. Hayır, gerçeklik bu değildir.

 

Doktor Mahmud Said Memduh isimli Mısırlı araştırmacının çağdaş bir çalışması vardır. O bu eserinde, “Ehl-i Sünnet şu konuda icma etmiştir / mutabakata varmıştır” denilerek aktarılan şeylerin birçoğunun aslında tüm kitleyi kapsayan bir toplumsal uzlaşıyı yansıtmadığını, bunların sadece bu yapı içindeki bazı fırkaların iddiaları olduğunu ortaya koyar. Maalesef icma kavramı bu meselelerde olması gerektiği gibi uygulanmamaktadır.

 

Buradaki soru şu; neden böyle bir dışlayıcılık görüyorsunuz? Buna cevabım şudur: Buhari sadece [Ehl-i Beyt'i] görmezden gelmemiştir, başka tarihsel ve sosyolojik gerçekleri de hasıraltı etmiştir. Buhari'nin hayatını takip eden bir kişi, onun aile kökenlerinden başlayarak, Hicaz'a seyahat etmesine ve bizzat toplumsal hafızayı oluşturan metinlerin tahrif edilmesine/siyasi atmosfere göre manipüle edilmesine varıncaya kadar pek çok müdahaleyi görecektir.

 

Bu müdahaleler öylesine barizdir ki, İbn Hacer el-Askalani Fethu'l-Bârî'nin (Buhari şerhi) mukaddimesinde Buhari adına özür diler. Onun metinler üzerindeki tasarruflarını meşrulaştırmakta büyük zorluk yaşamıştır. Yani Buhari, hoşuna gitmeyen veya siyasi iklime uymayan bir metin olduğunda ona müdahale ediyordu. “Ammar'ı asi bir topluluk öldürecektir” hadisi bunlardandır. Hayatının son demlerindeki bazı nüshalarda Buhari, eserini, Halife Mütevekkil'den sonra ortaya çıkan aşırı uçtaki sosyopolitik kesime hizmet edecek ve onların işine yarayacak şeylerden arındırmak istemiştir.

 

Kaynak: https://www.youtube.com/watch?v=1cR-KnZCM-A

 

 

Açıklamalar (Medya Şafak):

 

Buhari “Ammar hadisini” tamamen yok saymamış, eserine almıştır; ancak Hasan Ferhan el-Maliki gibi eleştirmenlerin ve bazı modern hadis araştırmacılarının "tasarruf" (müdahale/manipülasyon) olarak adlandırdığı çok spesifik editoryal hamleler yapmıştır. Buhari’nin Ammar b. Yâsir hadisi üzerindeki tasarrufu, İslami ilimler tarihinde çok meşhur bir tartışma konusudur ve temelde "metni parçalama/eksiltme (taktî')" ile "bağlamdan koparma" olmak üzere iki şekilde gerçekleşmiştir:


 

1. Metnin Kırpılması (Eksiltme)

 

Hadisin İmam Ahmed, Müslim ve diğer kaynaklarda geçen en meşhur ve eksiksiz hali şöyledir:

 

"Vah Ammar! Onu asi/baği bir topluluk (fıe-i bağiyye) öldürecektir. O onları cennete çağırır, onlar ise onu cehenneme çağırırlar."

 

Bu hadis, Muaviye cephesinin "cehenneme çağıran asi bir topluluk" olduğunu doğrudan ilan ettiği için Emevi yanlısı siyasi söylem için çok büyük bir problemdi. Buhari, hadisi Sahih'ine alırken en kritik cümle olan "Onu asi bir topluluk öldürecektir" (تقتله الفئة الباغية) kısmını, Sahih'in en eski ve en güvenilir ana nüshalarından (özellikle eseri ondan aktaran meşhur Firabrî nüshasından) çıkarmış veya yer vermemiştir. Hadisi sadece "Vah Ammar, o onları cennete çağırır, onlar onu cehenneme" şeklinde daha kapalı bir formda bırakmıştır.

 

(Not: Bugün elimizdeki matbu Sahih-i Buhari baskılarında "asi topluluk öldürecektir" ibaresi bazı yerlerde geçer; ancak İbn Hacer el-Askalani gibi büyük şarihler, bu ibarenin Buhari'nin asıl metninde olmadığını, sonradan bazı kopyalara eklendiğini veya Buhari'nin bunu kasıtlı olarak çıkardığını itiraf etmişlerdir.)


 

2. Bağlamından Koparma (Konu Başlığı Manipülasyonu)

 

Buhari, eseri Sahih'i konulara (bablara) ayırırken muazzam bir kurgu yeteneğine sahipti ("Buhari'nin fıkhı bab başlıklarındadır" sözü meşhurdur). Diğer hadis bilginleri bu hadisi "Fitneler (İç Savaşlar)", "İmam Ali'nin Faziletleri" veya "Ammar b. Yasir'in Faziletleri" gibi doğrudan siyasi ve teolojik bağlamı olan bölümlere koymuşlardır. Buhari ise çok ilginç bir tasarrufla bu hadisi "Namaz Kitabı" (Kitabü's-Salât) bölümünün altında, "Mescid İnşasında Yardımlaşmak" başlığına yerleştirmiştir. Hadisin bağlamını, Hz. Muhammed'in Medine'ye ilk geldiğinde Mescid-i Nebevi inşa edilirken Ammar'ın taş taşırken yorulması ve tozlanması gibi basit, tarihsel ve apolitik bir hatıraya indirgemiştir. Böylece metnin, Sıffın Savaşı'ndaki Muaviye-Hz. Ali çatışmasına dair taşıdığı devasa siyasi yükü nötralize etmiştir.


 

İbn Hacer neden zorlandı?

 

El-Maliki'nin videoda bahsettiği İbn Hacer'in Fethu'l-Bârî (Buhari şerhi) mukaddimesindeki "zorlanma" konusu tam da burasıdır. İbn Hacer, Buhari'nin bu hadisi neden eksik verdiği veya bab başlıklarında neden böyle davrandığı konusunda mazeretler üretmek zorunda kalmıştır. İbn Hacer, ibarenin "siyasi bir korkuyla" veya "Buhari'nin şartlarına uymadığı için" çıkarılmış olabileceğini tartışırken bayağı zorlanmıştır.

 

El-Maliki ve benzeri tarihsel-eleştirel okuma yapanlara göre Buhari'nin buradaki tasarrufu bir "hadis tekniği" meselesi değil; Abbasi Halifesi Mütevekkil döneminde yükselen Ehl-i Hadis/Sünni omurganın Muaviye'yi koruma refleksine uygun olarak metni budaması ve politik anlamından soyutlamasıdır.

 

“Mütevekkil Dönemi Konjonktürü" Nasıldı?

 

Hasan Ferhan el-Maliki'nin videoda değindiği "Mütevekkil dönemi konjonktürü", meseleyi salt bir İslami ilimler veya hadis metodolojisi tartışmasından çıkarıp tam anlamıyla tarihsel ve sosyolojik bir zemine oturtur. Buhari'nin metinler üzerindeki tasarruflarını (eksiltme, başlıklandırma, sansür) anlayabilmek için, ömrünün en verimli çağlarının ve başyapıtı el-Câmiu's-Sahîh'in derlenme sürecinin hangi sosyopolitik atmosfere denk geldiğini kronolojik olarak haritalandırmak gerekir.

 

Buhari'nin Doğumu ve Erken Dönemi

810 - 830'lar

Buhari (810-870), Abbasi Devleti'nin entelektüel ve siyasi olarak çok hareketli olduğu bir dönemde, Buhara'da doğdu. Gençliği, devletin resmi ideolojisinin akılcı "Mutezile" ekolü olduğu döneme rastlar.

 

Mihne (eziyet) Süreci

833 - 847

Halife Me'mun, Mutasım ve Vâsık dönemleri. Bu süreçte Ehl-i Hadis (özellikle İmam Ahmed b. Hanbel) devlet tarafından ağır baskı ve işkence gördü. Abbasiler bu dönemde Şii/Alevi kitlelere ve Ali evladına nispeten daha toleranslı bir siyaset güdüyordu.

 

Mütevekkil'in Başa Geçmesi ve Karşı Akım

847 - 861

Halife Mütevekkil tahta çıkınca devletin rotasını 180 derece değiştirdi. Mutezile'yi ezdi ve daha önce ezilen Ehl-i Hadis'i devletin resmi ideologları olarak merkeze oturttu. Şiilere karşı tarihin en sert tasfiyelerinden biri başladı.


Buhari'nin Eserini Şekillendirmesi ve Vefatı

850'ler - 870

Buhari'nin devasa hadis külliyatını rafine edip son şeklini verdiği yıllar, Mütevekkil'in yarattığı bu yeni, sert ve "anti-Şii" Sünni restorasyon dönemidir. Buhari 870 yılında vefat etmiştir.


 

Mütevekkil Döneminde Neler Oldu?

 

Abbasi Halifesi Mütevekkil dönemi, İslam tarihinde bir "Sünni restorasyon" dönemi olarak bilinir, ancak bu restorasyon şiddetli bir reaksiyon doğurmuştur:


 

  • Şii Görünürlüğünün Silinmesi: Mütevekkil, Şiilerin en büyük toplanma merkezi olan İmam Hüseyin'in Kerbela'daki türbesini yerle bir ettirdi, etrafındaki evleri yıktırdı ve o bölgeyi tarlaya çevirip ziyareti yasakladı. Ali evladına ve onları destekleyenlere karşı devlet terörü uyguladı.

 

  • Ehl-i Beyt düşmanlarının (Nâsibîler) Merkeze Yerleşmesi: Devlet, Ehl-i Hadis'i himayesine alırken, bu grubun içindeki en radikal, Hz. Ali düşmanı (Nâsibî) ve Emevi/Muaviye aklayıcısı kesimler bürokraside ve ilim meclislerinde dominant hale geldi. El-Maliki'nin videoda bahsettiği "el-vasat el-muğalî" (aşırıya kaçan, fanatik sosyopolitik merkez) tam olarak budur.

 

  • Sahabe Doktrininin Kurumsallaşması: Şiiliğin argümanlarını çürütmek için devlet destekli ulema sınıfı "Bütün sahabe adildir, aralarındaki savaşlar sadece içtihat farkıdır" doktrinini katı bir dogmaya dönüştürdü. Muaviye'yi eleştirmek, devlete ve dine isyan ile eşdeğer tutulmaya başlandı.

 

Medya Şafak