Enver Abdülmalik ve tarihsel artı değer kavramı / Sosyal teori ve düşünce okulları niçin Batı’da gelişti?
- Medyasafak.net
- ANALİZ
- 14.08.2026
"Tarihsel artı değer sayesinde bilimsel ve endüstriyel devrimler gerçekleşebildi; jeopolitik, deniz gücü aracılığıyla dünyanın kontrolüne doğru ilerlemenin araçlarını sağlarken; iletişim teknolojileri fikirleri, teorileri ve kavramları merkezden farklı çeperlere yaymak için hareket etti. Nihai sonuç, sosyal teorinin ve genel olarak düşünce okullarının Batılı hegemonik merkezlerde geliştirilmesinin yoğunlaşmasıyla sonuçlanan, merkezde benzersiz bir birikim süreci olmuştur."
Batı İfşa Oldu, Peki Şimdi Ne Olacak?
Hanna Eid
Al Mayadeen English
Madun Konuşabilir mi?
1985 yılında Hintli akademisyen Gayatri Spivak, sonradan postyapısalcı teorinin dönüm noktası olacak bir makalesinde "Madun Konuşabilir mi?" diye sormuştu. Spivak'ın ironik bir şekilde 60'ların, 70'lerin ve 80'lerin Fransız teorisi aracılığıyla verdiği yanıt "hayır"dı; bu yanıtın olumsuz olmasının nedeni, bilgi üretimi üzerindeki gücün Batı akademisinde merkezileşmiş olmasıydı. "Madun"un kendine ait tanınmış ve hegemonik bir teorisi olmadığını açıklamak için Fransız postyapısalcı teorisinin kullanılması sadece üzücü bir ironi olmakla kalmaz, aynı zamanda Anouar Abdel Malek'in (Enver Abdülmalik) “tarihsel artı değer” olarak adlandırdığı şeyin gücünü de gösterir:
"Tarihsel artı değer sayesinde bilimsel ve endüstriyel devrimler gerçekleşebildi; jeopolitik, deniz gücü aracılığıyla dünyanın kontrolüne doğru ilerlemenin araçlarını sağlarken; iletişim teknolojileri fikirleri, teorileri ve kavramları merkezden farklı çeperlere yaymak için hareket etti. Nihai sonuç, sosyal teorinin ve genel olarak düşünce okullarının Batılı hegemonik merkezlerde geliştirilmesinin yoğunlaşmasıyla sonuçlanan, merkezde benzersiz bir birikim süreci olmuştur. Asya, Afrika, Latin Amerika gibi farklı çeperler, ancak hegemonik Batı'nın farklı düşünce okulları tarafından önerilen ve dayatılan çizgiler doğrultusunda 'gelişebilirdi'."
Abdel Malek'in Uygarlık ve Sosyal Teori ve Samir Amin'in Avrupamerkezcilik adlı eserlerinin, emperyalist birikimin maddi bir yapısı olarak bilgi üretimi konusunda çok daha ikna edici argümanlar sunduğuna inansam da, bu makalenin amacı analitik bir çerçeve olarak tarihsel materyalizm ile postyapısalcılığın değerlerini tartışmak değildir. Aksine bu makalenin amacı, durumun 1985'ten günümüze nasıl değiştiğini gözlemlemektir; artık madunun sayısız yolla konuşabildiği ve konuştuğu bir durumdayız. Bu makale, Zhang Weiwei tarafından temsil edilen Çin siyaset bilimi ve uluslararası ilişkiler teorisindeki gelişmeleri gözlemleyecek ve bunu yaparak Küresel Güney'de bilgi üretimine daha bilinçli bir yaklaşım getirilmesini savunacaktır.
Batı Modelinin Genetik Kusurları
Çinli siyaset teorisyeni Zhang Weiwei, Fudan Üniversitesi'nde uluslararası ilişkiler profesörü ve Çin Enstitüsü'nün yöneticisidir. 2015 tarihli The China Horizon: Glory and Dream of a Civilisational State (Çin Ufku: Medeniyet Devletinin Görkemi ve Rüyası) adlı kitabı, Batı'nın liberal demokratik yönetişim ve birikim modeline açık, özlü ve keskin bir eleştiri getirirken, Çin medeniyet modelinin böylesine büyük bir toplumda istikrar, ekonomik büyüme ve siyasi uyum sağlamada neden daha üstün olduğunu da göstermektedir.
Profesör Zhang, Batı modelinin üç “genetik kusurunu” ve bu genetik kusurlar aracılığıyla yakalanılan beş “sendromu” tanımlar. Kusurlar şunlardır:
- Rasyonel aktör teorisi
- Her şeye kadir prosedürlere olan saplantı
- Mutlak bireysel haklar
Buna eşlik eden sendromlar ise şunlardır:
- “Gerçekleri olgulardan arama” ruhunun eksikliği
- Meritokratik (liyakatli) bir mekanizmanın eksikliği
- Stratejik planlama eksikliği
- Hesap verebilirlik yapılarının eksikliği
- Kapsamlı bir denge ve denetleme sisteminin eksikliği
Bütün bunlar bir araya geldiğinde Zhang, Batı'yı krizden krize sürüklenen bir iskambil evine benzetirken, Çin'in yükselişinin aynı zamanda Küresel Güney içindeki diğer birikim kutuplarının da yükselişi anlamına geldiğine işaret ediyor.
Çin'in Alternatif Modeli ve Eleştiriler
Rasyonel aktör modeli konusunda Profesör Zhang, insanların rasyonaliteye, irrasyonaliteye ve hiper-irrasyonaliteye nasıl yatkın olduğuna dikkat çekiyor. Yeni medya biçimlerinin, özellikle de sosyal medyanın, özellikle özel çıkar grupları siyasi süreci yozlaştırdığında insanları daha irrasyonel yönlerine ittiğini savunuyor. Bunun bir örneği, reklam ve karalama kampanyalarına görünüşte sınırsız para aktarabilen ve emperyalist askeri birikim için önemli olan siyasi pozisyonlar için adayları finanse edebilen "İsrail" lobisidir.
"...Çin'deki karar alma süreci 'kitle çizgisi' veya 'halktan halka' olarak adlandırılır; yani karar vericilerin bir taslak tasarıyla ilgili olarak, üzerinde nihai bir uzlaşmaya varılana kadar insanlara danışmak için birkaç tur dışarı çıkmasıdır ki bu, genellikle hem bireylerin hem de toplumun çıkarlarını daha iyi gözetir."
Amerika Birleşik Devletleri'nde bireylerin çıkarları Haklar Bildirgesi aracılığıyla ifade edilir ve bu haklar mutlak bireysel haklar olarak görülür. Profesör Zhang'a göre bireysel haklara bu kadar odaklanmak sosyal, ekonomik ve diğer hak türlerini masada bırakmaktadır. İtirafçı ırkçı ile ırkçılık karşıtının aynı haklara sahip olmasından yakınmaktadır. ABD'deki güç, prosedürün her şeye kadirmiş gibi göründüğü noktaya kadar prosedüre takıntılı olan bir hükümettir.
Küresel Güney ve Yeni Paradigmalar
Profesör Zhang'ın ortaya koyduğu eleştiri, Anglo-Amerikan siyaset bilimini geride bırakıp, şu anda hepimizin içinde yaşadığı gerçekliğe uyan uluslararası ilişkileri teorileştirmede daha sağlam ve etkili bir yaklaşımı benimseme ihtiyacını vurgulamaktadır. Batı liberal demokrasisi, COVID-19 pandemisinden ve özellikle 7 Ekim 2023'ten sonra verimsiz, otoriter ve yozlaşmış bir sistem olarak ifşa olmuştur. Merkez kapitalist devletlerde sosyal teorinin geliştirilmesi can çekişme noktasına kadar durgunlaşmıştır. Küresel Güney'de ilgimizi ve analizimizi talep eden benzersiz sosyal oluşumlar ve örgütlenme yapıları ortaya çıkmıştır.
Kitle çizgisine ve “seçme artı seçim”e dayanan Çin yönetişim sistemi, 5 yıllık planların istikrarından beslenen tarihi yoksulluğun azaltılması, yeşil kalkınma ve sosyalist bir piyasa ekonomisi getirmiştir.
Latin Amerika'nın ABD emperyalizminin boyunduruğu altına alındığı bir dönemde, And sosyalistlerinin temsil ettiği Nuestra America ve çok ulusluluk (plurinationalism) gibi yapısal değişimlerin sistem karşıtı alternatifler olarak araştırılması gerekmektedir. “Çok partili seçimler” ve “GSYİH” deli gömleğinin, kalkınma ve demokrasinin önünde bir engel olarak görülmesi gerekmektedir. Hatta “kalkınma” ve “demokrasi” gibi terimlerin sorgulanması ve sistem karşıtı alternatifleri kapsayacak şekilde genişletilmesi gerekmektedir. Clausewitz'in savaş teorileri yeniden gözden geçirilmeli ve Hac Kasım Süleymani, Basel Al Araj ve Aksa Tufanı'nın planlayıcılarının teori ve pratikleri yeni bir savaş teorisinin oluşumu olarak tartışılmalıdır.
Sonuç
Zhang Weiwei tarafından temsil edilen Çin siyaset bilimi literatürü, teorileştirme ve yönetişim yapılarının yeni biçimleriyle birlikte, merkez kapitalist devletlerde gelişen dar ve hegemonik düşünce ve pratik biçimlerine bir alternatif olarak sunulmuştur.
Dünya sistemindeki devasa değişimlerin yaşandığı bir dönemde, kuşatma ve abluka ortasında çeşitli düzeylerde başarı elde eden sistem karşıtı hareketler, ilgimizi ve eleştirel anlayışımızı hak etmektedir. Bu dersleri kendi bağlamımıza nasıl uygulayabiliriz? Ne yapmalı?
Medya Şafak