Hassan Ansari’den notlar (9): İbn Hazm ve Şiilik
- Medyasafak.net
- EHL-İ BEYT OKULU
- 24.09.2026
İbn Hazm'ın el-Muhallâ'da İmam Ali b. Ebû Tâlib'in katili Abdurrahman İbn Mülcem'i savunmasını, onu nâsıbî saymasının gerekçelerinden biri olarak zikreder. Zira İbn Hazm, sırf kendi içtihadı ve tevili doğrultusunda cinayet işlediği gerekçesiyle İbn Mülcem'i kısasa layık görmez.
Bu metin, birkaç yıl önce bu konuda Fransızca yayımladığım makalenin kısa bir özetidir.
Günümüzde Şii âlimler tarafından tanınan bir şahsiyet olmasının aksine, uzak geçmişte İbn Hazm ve eserleri Şii âlimlerce hiç bilinmemekteydi. İmâmî Şiiler, İbn Hazm tarafından şiddetle eleştirilmelerine rağmen bu şahsiyetle ve eserleriyle çok geç tanıştılar. Nitekim eldeki verilere göre, önemsiz bir iki istisna dışında, Safevî döneminin ortalarına kadar İmâmî Şiilerin İbn Hazm'ın kişiliğine, görüşlerine veya eserlerine atıfta bulunduklarına ya da onun Şiiliğe yönelik eleştirilerine cevap verdiklerine dair hiçbir belge yoktur. Dolayısıyla Şii âlimlerin İbn Hazm’ın şahsiyeti ve bazı eserleriyle tanışması sadece birkaç yüzyıllık bir geçmişe dayanır. Bu tanışıklık, büyük ölçüde İbn Hazm’ın, bir kısmı Şii fırkalar hakkında bilgiler içeren ve Şiilerin inançlarına reddiyeler barındıran el-Fasl adlı kitabından kaynaklanmaktadır. Tam da bu sebeple Şii âlimler, özellikle İbn Hazm'ın bu kitapta Şiiler aleyhine dile getirdiği düşünce ve iddiaları çürütmek amacıyla son dönemlerde ona ve el-Fasl adlı eserine ilgi göstermişlerdir. Şiiliğin erken dönemlerinden, Safevî idaresi öncesinden ve kuruluşundan günümüze ulaşan, Şiilerin aleyhlerindeki eleştirilere yanıt verdikleri veya Sünnilerin iddia ve inançlarını reddetmek amacıyla Arapça ve Farsça kaleme aldıkları çok sayıda kitap elimizde olsa da, görebildiğimiz kadarıyla bu eserlerin hiçbirinde İbn Hazm’a bir atıf yer almaz. Bu durum, Şiilerin tanıdığı Sünni ve Şii karşıtı yazarların, Şiilerin dikkatini özel olarak çekecek şekilde İbn Hazm'ın isminden ve Şiiliğe yönelik eleştirilerinden bahsetmedikleri anlamına gelir. İmâmî Şiilerin geleneksel topluluklarının Endülüs'le ve İbn Hazm'ın yaşayıp yetiştiği bölgeyle bağlantısının olmaması nedeniyle onu pek tanımamaları doğaldır; ancak görünen o ki Horasan, Rey, Bağdat ve Şam gibi şehirlerde İmâmiyye ile doğrudan temas hâlinde olan Sünniler de Şii görüşlerini çürütürken İbn Hazm'ın eleştirilerinden pek yararlanmamışlar ve bu durum, İmamiyye'nin yüzyıllar boyunca İbn Hazm'ı tanımamasına yol açmıştır.
Öte yandan İbn Hazm, Zâhirî mezhebine mensup bir fakih ve aynı zamanda hem Eş'arîlere hem de Mu'tezilîlere karşı çıkan kelamî eğilimlere sahip bir şahsiyet olarak, Ehl-i Sünnet'i eleştiren İmâmî âlimler için bir referans kaynağı olabilirdi. Özellikle bazı meselelerde İbn Hazm'ın, İmâmiyye'nin Ehl-i Sünnet'e karşı yürüttüğü tartışmalarda kullanabileceği görüşleri açıkça savunduğu dikkate alındığında bu durum daha da önem kazanır. Ancak tüm bunlara rağmen, Safevî döneminin ortalarına kadar Şiilerin İbn Hazm'ı tanıdığına veya onun görüşlerine atıfta bulunduklarına dair hiçbir kanıt yoktur.
Görünüşe göre Şii İmâmî âlimleri arasında İbn Hazm'ın adıyla ve bazı kitaplarıyla tanışan ilk âlim, İbn Hazm'ın el-Muhallâ adlı eserinden bir seçki hazırlayan ve Sünnilerin Şiiler aleyhindeki iddialarına cevap olarak yazdığı çeşitli kitaplarda onun eserlerine atıfta bulunan Kâdî Nûrullah el-Maraşî'dir. Hint alt kıtasında yaşayan el-Maraşî, İbn Hazm'la muhtemelen oradaki Sünni âlimler aracılığıyla tanışmış olmalıdır. İbn Hazm'ın şahsiyetiyle ilgilenenler arasında, Fethu's-Sübül adlı kitabında İbn Hazm'dan ve el-Muhallâ gibi bazı kitaplarından faydalanan, özellikle de Ebû Hanife gibi Sünni âlimleri ve önderleri eleştirmek için İbn Hazm'ın onlara yönelttiği eleştirileri kullanan Hazîn el-Lâhîcî'yi (ö. 1180) de anmak gerekir (bkz. s. 127, 131-137). Buna rağmen, Hicri 13. / Miladi 19. yüzyıla kadar İbn Hazm, İmâmî âlimler için hâlâ pek bilinen biri değildi. İbn Hazm'ın İmâmî Şiiliğe yönelik eleştirilerine dikkat çeken ve bunlara tepki gösteren ilk âlim, Abakātu'l-Envâr başta olmak üzere kitaplarında bu eleştirileri çürüten Mîr Seyyid Hâmid Sâhib el-Abakât'tır. Doğal olarak İmâmî âlimlerin bu dönemden sonra İbn Hazm'ı daha yakından tanımalarının temel nedeni, el-Fasl'ın Mısır'da, Bulak Matbaası'nda gerçekleştirilen ilk baskısıdır. Bu tepkilerin odak noktalarından biri, İbn Hazm'ın, İmâmî Şiilerin Kur'an'ın tahrif edildiğine, hatta metne eklemeler yapıldığına inandıkları yönündeki iddiasına verilen cevaplardı ve bu iddia, Şii âlimlerin İbn Hazm'a karşı tepkisini tetikledi. İmâmî âlimlerin tepkisini çeken bir diğer husus ise İbn Hazm'ın el-Fasl'da Şii fırkaların bölünmeleri ve gruplaşmaları hakkındaki rivayetleri ile başta İmâmiyye olmak üzere Şiilerin inançları ve bu inançların kökenleri hakkındaki anlatılarıydı. Şehristânî'nin el-Milel ve'n-Nihal adlı kitabı gibi Şiiler hakkındaki fırka edebiyatı ve dinler/mezhepler tarihi eserlerinde benzer örnekler olmasına rağmen, İbn Hazm el-Fasl kitabında Şiilere karşı çok daha eleştirel bir yaklaşım benimser ve özellikle inançlarının Yahudilikle benzer kökenlere sahip olduğunu vurgular. İbn Hzm'ın bu yaklaşımı, büyük ölçüde Şiiliğe karşı sert bir tutum sergileyen ve aynı zamanda ön yargısaız, doğru bilgi edinme kanallarının daha sınırlı olduğu Endülüs ortamının bir yansımasıydı. Onunla hemen hemen aynı dönemde yaşayan dikkate değer bir örnek, el-'Avâsım mine'l-Kavâsım adlı eserinde Şiiliğe sert eleştiriler yönelten Ebûbekir İbnü'l-Arabî'dir. İbnü'l-Arabî işi öyle bir noktaya vardırır ki; Şiilerin üçüncü İmamı olan İmam Hüseyin b. Ali'nin, Hicri 61 yılı Muharrem ayının onuncu günü (Aşura) Kerbela'da kendisinin ve ashabının feci şekilde katledilmesiyle sonuçlanan Yezid b. Muaviye'ye karşı mücadelesinde Yezid'i haklı bulur ve İmam Hüseyin'i bâgî (isyankâr) sayar. Bu düşünce tarzı, bir ölçüde Fâtımî yönetimi sırasında Şiilik ile Kuzey Afrika'daki Mâlikî Sünniler arasındaki çatışma geçmişinden kaynaklanır.
Abakātu'l-Envâr yazarı Mîr Hâmid Hüseyin el-Hindî, kitabında İbn Hazm'ın el-Fasl'daki iddialarına yanıt verir (örneğin bkz. Abakât, 6/59-70). İbn Hazm'ın Şiiliğe yönelik suçlamalarını veya Şii inançlarını reddetmesini eleştirirken, İbn Hazm'ı kınayan ve onu sert bir şekilde eleştiren Ehl-i Sünnet âlimlerinin sözlerine atıfta bulunur. Nitekim İbn Hazm'ın el-Muhallâ'da İmam Ali b. Ebû Tâlib'in katili Abdurrahman İbn Mülcem'i savunmasını, onu nâsıbî saymasının gerekçelerinden biri olarak zikreder. Zira İbn Hazm, sırf kendi içtihadı ve tevili doğrultusunda cinayet işlediği gerekçesiyle İbn Mülcem'i kısasa layık görmez (bkz. Abakât, 6/70 vd.; el-Muhallâ, 10/482-484, Beyrut baskısı). Bununla birlikte Mîr Hâmid Hüseyin, Sünnilerin bazı hadislerini veya inançlarını çürütürken zaman zaman İbn Hazm'ın sözlerine de atıf yapar (örneğin bkz. Abakât, 21/491 vd., ayrıca 21/530 vd.; 23/1097 vd. Bu durumlarda İbn Hazm'ın ilmî konumunu vurgulamaya çalışmış ve şahsiyetindeki olumlu yönleri aktarmıştır, bkz. a.g.e., 21/493 vd.). Onun döneminden sonra, İran, Irak ve Hindistan'daki İmâmî Şiiler arasında İbn Hazm'a yönelik eleştiriler ivme kazanmıştır. Bu durum, özellikle Sünnilerin Şii inançlarını reddederken İbn Hazm'a başvurmaları ve el-Fasl'ın giderek artan şöhretinden kaynaklanmıştır. İmâmî âlimlerin İbn Hazm'a ve bilhassa el-Fasl kitabına karşı yazdıkları birkaç müstakil reddiyenin yanı sıra, birçok İmâmî âlim de etkili kitaplarında İbn Hazm'ı eleştirmiştir. Yeni dönemin en önemli âlimlerinden biri, ünlü ve saygın eser el-Gadîr'in yazarı Abdülhüseyin el-Emînî'dir. Emînî, kitabının özel iki bölümünü el-Fasl'a ayırmış ve İbn Hazm'ın Şiileri reddederken öne sürdüğü en önemli iddialarına cevap vermiştir. el-Gadîr kitabı, çağdaş Şii tarihinde İmamet ile ilgili Şii öğretilerini savunan en önemli eserlerden biri sayılır. el-Gadîr'den sonra yazılan kitap ve makalelerde Emînî'nin reddiyelerinin ve eleştirilerinin İbn Hazm'ın el-Fasl kitabındaki iddialarına etkisi açıkça görülür. Neredeyse bu tür yazıların ve teliflerin çoğunda İbn Hazm'ın söylemlerini eleştirmek, Şii yazarların Sünniler tarafından Şiilere yöneltilen suçlamaları çürütmedeki önceliklerinden biri olmuştur. Son yıllarda özellikle Şiiler ve Sünniler arasındaki fikrî ve mezhepsel çatışmaların en önemli sahalarından biri olan internetin sanal dünyasında da İbn Hazm ve el-Fasl kitabı ile ilgili benzer bir durum gözlemlenmektedir. Burada şu noktayı da belirtmek gerekir: Ehl-i Sünnet âlimlerinin ve dört mezhep mensuplarının eserleri arasında Şiileri ve inançlarını çürütmek amacıyla yazılmış onlarca, yüzlerce bağımsız kitap ve bölüm varken, Sünnilerin Şiiliğe reddiye olarak kaleme aldıkları çağdaş metinlerin birçoğunda Zâhirî mezhebi mensubu İbn Hazm'ın el-Fasl ve diğer eserlerindeki görüşlerine atıf yapılması son derece yaygındır.
Emînî, el-Gadîr adlı kitabında İbn Hazm'ın söylemlerine duyduğu öfkeyi gizlememiştir. İbn Hazm ile ilgili tartışmanın başında, Ehl-i Sünnet âlimlerinin onun inançlarına yönelik eleştirilerine dayanarak onu sapkın, yalancı ve görüşlerini değersiz olarak nitelendirmiştir. İbn Hazm'ın bilhassa bazı sözleri Emînî'nin tepkisini çekmiştir. İbn Hazm'ın el-Muhallâ'da İbn Mülcem hakkında söylediği bahsi geçen sözler bunlardan biridir. Emînî, el-Gadîr kitabının üçüncü cildinde bir bölümü daha İbn Hazm'ın Şiilik aleyhindeki iddialarını çürütmeye ayırmıştır. el-Fasl kitabından Şiilikle ilgili birçok konuyu gündeme getirir ve her bölümü ayrıntılı bir şekilde reddeder. Bu konulardan biri de İbn Hazm'ın, Şiilerin tamamının Kur'an'ın tahrif edildiğini iddia ettiği yönündeki beyanıdır. İbn Hazm, Şiilere göre Kur'an'a hem bazı eklemeler yapıldığını hem de ondan bazı kısımların çıkarıldığını; dolayısıyla Kur'an'da hem fazlalık hem de eksiklik yoluyla tahrif meydana geldiğini ileri sürmüştür. İbn Hazm, bu inanç nedeniyle İmâmiyye'yi tekfir edip kâfir ilan eder. Elbette o, bu noktada kendisinden daha yaşlı çağdaşı olan Bağdatlı İmâmî âlim Şerîf el-Murtazâ'yı (iki öğrencisiyle birlikte) istisna tutarak onun İmâmî mezhebine mensup olmakla birlikte Mu'tezile inancını benimsediğini, Kur'an'ın tahrif edildiği inancını reddettiğini ve tahrife inananları tekfir ettiğini söyler (bkz. el-Fasl, 4/139). İbn Hazm'ın Şerîf el-Murtazâ'nın inancından nasıl haberdar olduğu kesin olarak bilinmemektedir. Şerîf el-Murtazâ, İbn Hazm'ın ölümünden sadece yirmi yıl kadar önce Bağdat'ta vefat etmiştir ve bu haberlerin Bağdat'a seyahat eden Endülüslüler aracılığıyla İbn Hazm'a ulaşmış olması muhtemeldir. İbn Hazm döneminde Şerîf el-Murtazâ'nın veya o dönemin diğer İmâmî âlimlerinin eserlerinin Endülüs'e ulaştığını gösteren bir kanıt yoktur. İbn Hazm'ın İmâmî Şiiler arasındaki tahrif inancına dair bilgisi de Sünnilerin kendi kaynaklarında bu konuda Şiilere yönelttikleri genel suçlamalardan alınmış olmalıdır. İbn Hazm, bir iki sınırlı istisna dışında görünüşe göre doğrudan hiçbir İmâmî âlimin eserine sahip değildi. Gerçi Endülüs, İbn Hazm döneminde ve öncesinde bazı dinî akımlarda Şiiliğin izlerini tecrübe etmişti ancak İbn Hazm'ın İmâmiyye'nin eserlerine erişimi olduğuna dair bir belge yoktur. Buna rağmen İbn Hazm, el-Fasl kitabında bazen İmâmiyye'ye, hangi kaynaktan aktardığı belli olmayan garip fıkhî görüşler nispet eder ve bu durum da Emînî'nin eleştirilerine yol açmıştır. Örneğin İbn Hazm, bazı İmâmî âlimlerin aynı anda dokuz kadınla evlenmeye cevaz verdiklerini yazar. Bir başka yerde ise İmâmiyye'den bazılarının lahana (kerenb) yemenin caiz olmadığını savunduğunu; zira bu bitkinin Kerbela'da şehit edilen İmam Hüseyin b. Ali'nin kanıyla yeşerdiğine ve ondan önce böyle bir bitkinin kesinlikle var olmadığına inandıklarını aktarır. İmâmiyye'nin bilinen kaynaklarında hiçbir izi olmayan bu inançların İbn Hazm'ın eline nasıl ulaştığı ve bu konulardaki kaynağının ne olduğu meçhuldür. Muhtemelen tek kaynağı, Sünnilerin Şiilere muhalefet ederken sözlü olarak aktardıkları iddialardır ve İbn Hazm bunların doğruluğu veya yanlışlığı hakkında hiçbir araştırma yapmamıştır.
Şii âlimlerin İbn Hazm'a yönelik eleştirilerini bilhassa kışkırtan konulardan biri de onun, Şiilerin inançlarının Zerdüştîlerden ve kendi tabiriyle "Mecûsîlerden" etkilendiği yönündeki iddialarıdır. O, Şiiliğin, yenilgiye uğratılmış Mecûsîlerin ve İranlıların İslam'a karşı duydukları düşmanca tepkinin ve tutumun bir etkisi olduğunu savunur; nitekim İslam'la barışık olmayan yenik İranlılar, Şiiliği ve Ehl-i Beyt sevgisini suistimal ederek Şiileri kendi saflarına çekmeye ve dinden çıkarmaya çalışmışlardır. Aynı zamanda Şiiliğin Yahudilikten etkilendiğini düşünür ve Şiilerin inançlarını Yahudilerden aldığı suçlamasını temellendirmeye çalışır. Şiiliğe yönelik bu tür yaklaşımlar, Sünni âlimler arasında daha eski bir geçmişe sahiptir ve İbn Hazm'a özgü değildir.
Şiiliğe yönelik suçlamalar ve düşmanca bakış açısı, Sünnilerin farklı kesimleri ve hatta Mu'tezilîler arasında her zaman var olmuş ve İbn Hazm bu bağlamda bir istisna oluşturmamış olsa da –hatta ondan en az iki asır önceki mevcut kaynaklarda Şiiliğe yönelik bu tür düşmanca ifadelere rastlansa da– İbn Hazm'ın Şiilere karşı neden çok daha husumet dolu bir dil kullandığı tam olarak net değildir. Bunun nedenlerinden biri, İslam'ın doğusundaki veya batısındaki Sünni âlimleri Şiiliğe ve Şii fırkalara karşı sert tepki vermeye ve suçlamalarda bulunmaya sevk eden, kendi dönemindeki Fâtımî devletinin ve Bâtınî düşüncelerin yayılması meselesidir. Öte yandan Endülüs'te de çeşitli yönetimler döneminde bu toprakların âlimleri arasında Şii karşıtı bir eğilimin bulunduğunu ve bu durumun İbn Hazm'a özgü olmadığını biliyoruz. Tüm bunlarla birlikte, İbn Hazm'ın kendisinin de fıkhî ve fikrî eğilimleri ile Sünni âlimlere ve mezheplere yönelttiği eleştiriler nedeniyle Endülüslü Mâlikî âlimleri tarafından sürekli eleştirildiğini ve onun da kitaplarında onlara karşı daima saldırgan bir tutum sergilediğini biliyoruz.
Emînî'nin çağdaşı, Güney Lübnan'daki Şiilerin önderi ve âlimi Abdülhüseyin Şerafeddin de çeşitli kitaplarında İbn Hazm'ı çürütmüş ve onun el-Fasl kitabına tepki göstermiştir. Oysa Şerafeddin, el-Fusûlü'l-Mühimme adlı eserinde İbn Hazm'ın, Şiilerin tekfir edilmesinin yanlış olduğuna dair bir görüşüne de atıfta bulunur (bkz. el-Fusûlü'l-Mühimme, s. 62 vd., 203, 217). Aynı zamanda bu kitapta İbn Hazm'ın Şiiliğe yönelik bazı eleştirilerine yanıt vermiş ve onu sert bir şekilde eleştirmiştir (bkz. a.g.e., s. 227 vd.). Aynı dönemde Iraklı âlim Muhammed Hasan el-Muzaffer de Ehl-i Sünnet'e ait polemik türü bir esere reddiye olarak yazdığı Delâilu's-Sıdk kitabında hem İbn Hazm'ın görüşlerine cevap vermiş hem de Sünnilerin İbn Hazm'ın karşı çıktığı inançlarını reddetmek için onun bazı söylemlerinden yararlanmıştır. Günümüzde ve son yıllarda İbn Hazm'ın Şiilere karşı yazdığı reddiyelere yönelik tepkiler hâlen ciddiyetini korumakta olup bilhassa Kur'an'ın tahrifi meselesinde hem Sünni yazarlar ona atıf yapmakta hem de Şii âlimler bunu çürüterek aksini kanıtlayan deliller sunmaktadır (İbn Hazm'ın el-Fasl nedeniyle eleştirilmesi hakkında ayrıca bkz. Sultânü'l-Vâizîn, Peşaver Geceleri; A'yânü'ş-Şîa, 1/40 vd., 59; aynı yazar, Nakzu'l-Veşîa, s. 362; Şii âlimlerin İbn Hazm'ın Sünnilerin bazı hadislerine yönelttiği eleştirilerden yararlanması hakkında ayrıca bkz. Şeyhu'ş-Şerîa el-İsfahânî, el-Kavlü's-Sarâh, s. 160, 298, 234). Yirminci yüzyılda İmâmî Şii âlimler tarafından yazılan biyografi (terâcim) kaynaklarında zaman zaman İbn Hazm'ın hâl tercümesinin Sünni kaynaklara dayanılarak yer aldığı da belirtilmelidir.
İncelenmeye değer ilginç bir nokta, İbn Hazm'ın bazı düşünceleri ile Şiilerin fıkhî, usulî ve kelamî düşünceleri arasındaki benzerliklerdir. İbn Hazm'ın İmâmiyye ile birlikte kıyas ve re'yi iki fıkhî istinbat kaynağı olarak kabul etmemesi veya Ehl-i Sünnet'in dört fıkıh mezhebini eleştirmesi bu benzerliklerdendir. Bir Zâhirî fakihi, Mâlikîlerin ve Eş'arîlerin amansız bir muhalifi olan İbn Hazm'ın, Sünni âlimler tarafından sert bir şekilde eleştirilmesine neden olan bazı hususlar, aslında onun İmâmî Şiilerle aynı görüşü paylaştığı konulardır. Örneğin mut'a nikâhı meselesinde İbn Hazm, mut'anın helal olduğuna dair inancın, Peygamber'in vefatından sonra dikkate değer sayıdaki sahabinin inancı olduğunu vurgular. Bu tutum, İmâmî Şiilerin bu konudaki genel yaklaşımını teyit edici niteliktedir (bkz. el-Muhallâ - İbn Hazm el-Endelüsî - c. 9, s. 519-520; Resâilü İbn Hazm, 3/96; ayrıca bkz. İbn Hacer el-Askalânî, Fethu'l-Bârî, 9/174; krş. el-Fasl, 4/151; bkz. el-Gadîr, 6/314). İbn Hazm ve onun Şiiliğe dair bilgisiyle ilgili bir diğer ilginç nokta, Hicri ikinci yüzyılın önde gelen Şii mütekellimi Hişâm b. Hakem'e atfedilen el-Mîzân adlı kitaptan yaptığı alıntılardır; oysa eski kaynaklarda adı geçmesine rağmen, bu kitabın ismi dışında İmamiyye toplumu tarafından eserin kendisi bilinmemektedir (bkz. el-Fasl, 4/142, 77).
Öte yandan gördüğümüz gibi, İbn Hazm'ın Şiiliğe yönelik olumsuz tutumunun boyutu, İmam Ali b. Ebû Tâlib'in İbn Mülcem tarafından öldürülmesini içtihat ve tevil temeline dayandıracak ve onu bu cinayetten dolayı günahtan münezzeh sayacak kadar ileri gitmiştir (ayrıca bkz. İbn Hacer, Telhîsu'l-Habîr fî Tahrîci Ehâdîsi'r-Râfi'iyyi'l-Kebîr, Hindistan baskısı, 1303 h., s. 416).
(4 Eylül 2017)
Kaynak: https://ansari.kateban.com/post/3369
Prof. Dr. Hassan Farhang Ansari, İslam düşünce tarihi, felsefe, kelam (Mutezile, Zeydiyye, İmamiyye) ve İslam yazmaları alanlarında uzmanlaşmış bir akademisyendir. Geleneksel medrese eğitiminde içtihat makamına ulaşmasının ardından Tahran Üniversitesi (1993) ve Lübnan Üniversitesi'nde (1997) lisans, Paris Sorbonne-EPHE'de (2009) doktora eğitimini tamamlamıştır. Kariyeri boyunca Tahran Büyük İslam Ansiklopedisi Merkezi (1989-2002) ve Berlin Hür Üniversitesi'nde (2005-2013) araştırmacı olarak görev yapan Ansari, 2013 yılından bu yana Princeton İleri Araştırmalar Enstitüsü'nde (IAS) daimi üye ve misafir profesör olarak çalışmaktadır. Önemli eserleri arasında Studies in Medieval Islamic Intellectual Traditions (2017), L'imamat et l'Occultation selon l'imamisme ve eş editörlüğünü yaptığı Accusations of Unbelief in Islam: A Diachronic Perspective on Takfir bulunmaktadır. Kendisi ayrıca Sabine Schmidtke ile birlikte "Zaydi Manuscript Tradition" projesini yürütmekte ve Brill tarafından yayımlanan Shii Studies Review dergisinin yönetici editörlüğünü üstlenmektedir.
Medya Şafak