Hasan Farhan el-Maliki (5): Ehl-i Beyt'in sahih hadislerdeki muazzam faziletleri
- Medyasafak.net
- EHL-İ BEYT OKULU
- 26.09.2026
İlim tahsilimin başlarında, Ehl-i Beyt'in faziletlerine dair sahih bir rivayet olmadığını zannediyordum. Ehl-i Beyt'in faziletleri hakkında hiçbir bilgim yoktu. Ancak yirmi yılı aşkın bir süre önce Sünni kaynakları okumaya başladığımda bu algım değişti. Bunları incelediğimde, Ehl-i Beyt'in faziletlerine dair muazzam bir külliyatla karşılaştım. Anladım ki asıl olan bu rivayetlerdir; bu faziletlerin sabit oluşu, Allah'ın kulları üzerindeki hüccetlerinden biridir.
Hasan Farhan el-Maliki (Arapça: حسن بن فرحان المالكي), Suudi Arabistanlı araştırmacı, yazar, tarihçi ve İslam âlimidir. 1970 yılında Suudi Arabistan'ın Cizan bölgesinde doğmuştur. Özellikle erken dönem İslam tarihi, hadis tenkidi, insan hakları ve mezhepçilik karşıtı yenilikçi/eleştirel görüşleriyle İslam dünyasında hem ciddi bir takipçi kitlesi edinmiş hem de sert tartışmaların odağı olmuştur. En son Eylül 2017'de tutuklanmış olup, Suudi savcılığı tarafından hakkında idam cezası talep edilmiştir. Mevcut ve ulaşılabilir son bilgilere göre Hasan Farhan el-Maliki halen cezaevindedir.
… Söze başlarken Sünni kesimden kardeşlerime tavsiyem şudur: Şii kardeşlerimizle olan siyasi veya toplumsal husumetler neticesinde Ehl-i Beyt'i terk etmemelidirler. Şüphesiz ki hem Sünni hem de Şii cenahın aklıselim mensupları birbirlerine husumet beslemezler. Ne var ki her iki tarafta da aşırılık yanlıları mevcuttur. Sünni ve Şii cenahtaki bu aşırılık yanlılarının, Sünnileri Ehl-i Beyt'ten gelen hidayet önderlerinden uzaklaştırmasına müsaade edilmemelidir. Aynı şekilde, Şiilerin de Sünni literatür ve Sünni sosyolojisinin barındırdığı tarihsel mirastan ve hayırdan uzaklaşmasına izin verilmemelidir.
İlim tahsilimin başlarında, Ehl-i Beyt'in faziletlerine dair sahih bir rivayet olmadığını zannediyordum. Ehl-i Beyt'in faziletleri hakkında hiçbir bilgim yoktu. Ancak yirmi yılı aşkın bir süre önce Sünni kaynakları okumaya başladığımda bu algım değişti. Kütüb-i Sitte, Fethu'l-Bârî, Musannef-i Abdürrezzâk, Musannef-i İbn Ebî Şeybe, Müsned-i İbn Ca'd, Müsned-i Şâşî, Taberânî'nin Üç Mu'cem'i ve Müstedrek-i Hâkim gibi Sünni kaynakları incelediğimde, Ehl-i Beyt'in faziletlerine dair muazzam bir külliyatla karşılaştım. Anladım ki asıl olan bu rivayetlerdir; bu faziletlerin sabit oluşu, Allah'ın kulları üzerindeki hüccetlerinden biridir.
Dolayısıyla meselenin özü budur. Falanca televizyon kanalının veya falanca kişinin taassup göstermesi, İmam Hüseyin'in katillerini övmesi yahut İmam Ali'ye lanet edenleri methetmesi asıl belirleyici unsur olamaz. Asıl olan, Sünni kaynakların kendi içinde barındırdığı bu hidayet rehberliğidir. Şii kardeşlerimiz de Ehl-i Sünnet hiyerarşisinde asıl olanın "Sünnet" mefhumu olduğunu göz ardı etmemelidir. Sünnet mefhumu, Hz. Muhammed b. Abdullah'ın (a.s.) sünnetini ifade eder.
Elbette bazı Sünniler "Sünnet" kavramını ortaya atıp bununla şahısları kastedebilmektedir. Nitekim falancanın Sünnet'i diyerek yazılmış birçok eser vardır. Herhangi bir âlimin Kitâbü's-Sünne adlı eserini okuduğunuzda bazen içinde hadis dahi bulamazsınız; bunun yerine "Falanca dedi, Sevrî dedi, Ebu Muaviye ed-Darîr dedi, Süfyan b. Uyeyne dedi" gibi sadece şahıs anlatılarıyla karşılaşırsınız. Biz bu şahıs anlatılarına "Sünnet" diyemeyiz. Sünnet yalnızca Nebi'nin sünnetidir. Evet, bu sözlerden Sünnet'e uygun olanlar başımızın tacıdır; ancak Sünnet'e muhalif olanlar karşısında, Sünnet her zaman Hz. Muhammed b. Abdullah b. Abdülmuttalib'in (a.s.) sünneti olarak kalmalıdır.
Kaynak: https://www.youtube.com/watch?v=fzIDnVBOVw4
Medya Şafak