Hasan Farhan el-Maliki (7): Muaviye’nin gizlenen ibretli ölümü / Son ana kadar hile!
- Medyasafak.net
- EHL-İ BEYT OKULU
- 06.10.2026
"Bu yüzden bu büyük bir ibrettir. Ben araştırmacıların bu konuyu derinleştirmesini temenni ediyorum; zira ölüm döşeğinde Muâviye'nin çektiği gibi azap çeken başka bir sultan tanımıyorum. Buna rağmen birçok insan bu gerçeği gizliyor ve onun doğal bir ölümle öldüğünü sanıyor."
Hasan Farhan el-Maliki (Arapça: حسن بن فرحان المالكي), Suudi Arabistanlı araştırmacı, yazar, tarihçi ve İslam âlimidir. 1970 yılında Suudi Arabistan'ın Cizan bölgesinde doğmuştur. Özellikle erken dönem İslam tarihi, hadis tenkidi, insan hakları ve mezhepçilik karşıtı yenilikçi/eleştirel görüşleriyle İslam dünyasında hem ciddi bir takipçi kitlesi edinmiş hem de sert tartışmaların odağı olmuştur. En son Eylül 2017'de tutuklanmış olup, Suudi savcılığı tarafından hakkında idam cezası talep edilmiştir. Mevcut ve ulaşılabilir son bilgilere göre Hasan Farhan el-Maliki halen cezaevindedir.
"Muâviye'nin hastalığı tarihçiler tarafından büyük ölçüde gizlenmiş; takipçileri ve mutaassıp taraftarları da bundan hiç bahsetmemiştir. Onun, hicri 51 yılında yüzünün bir tarafına vuran bir yüz felcine yakalandığından söz etmezler. Bu durum, onun dokuz yıl boyunca yüzünü kimseye gösteremediği anlamına gelir. Öyle ki Mekke'de yüzü peçeli (örtülü) bir şekilde hutbe vermiştir. Muâviye bu cezadan ibret almadı. Oysa biliyoruz ki yüz felci başkalarında iyileşebilen bir hastalıktır; nitekim bugün bile bazı insanlara isabet eder ve birkaç hafta içinde iyileşirler. Fakat bu durum Muâviye'de dokuz yıl sürdü; sanki Yüce Allah insanlara onu ibret kılmak istiyordu.
İkinci ve daha tehlikeli olan mesele ise onun, 'nakkâle' adıyla değiştirmeye çalıştığı 'dübeyle' (kötü huylu çıban/tümör) hastalığına yakalanmasıdır. Bu hastalığa ömrünün son iki yılına doğru yakalandı. Bu, sırttan vurup göğüsten çıkan bir yaradır. Ölümüyle ilgili anlatılanlarda geçtiği üzere, bu oldukça iğrenç ve kötü huylu bir yaraydı. Bu dübeyle illeti, onun yatağında sürekli kıvranmasına neden oldu; öyle ki bugün battaniye ya da yorgan dediğimiz hiçbir örtüyü üzerine almayı kabul etmiyor, hepsini reddediyordu. Hatta Muâviye için kursak tüyünden (en hafif kuş tüylerinden) yapılmış özel bir örtü diktiler, ancak buna rağmen bu bile ona acı veriyordu; yani temasına dayanamıyordu! Üzerini açtıklarında üşüdüğünü hissediyor, örttüklerinde de sıcaktan kavruluyordu. Ömrünün son günlerinde, belki de aylarca süren bu durumda neredeyse sürekli azap içinde kaldı ve bundan hiç ibret almadı. Soru şudur: Neden tövbe etmedi? Niçin Yüce Allah'a yönelip tövbe etmedi?
Bunun cevabını Yüce Allah Kur'an-ı Kerim'de şöyle vermiştir: 'Allah kimi saptırırsa, artık onun için doğru yolu gösterecek bir dost bulamazsın.' Ve o kişi hidayete eremez, (Allah) onları cehennem yolundan başka bir yola iletmez. İşte bu bir ibrettir; zira Kur'an-ı Kerim'de bir kanun vardır: Kalbi mühürlenen bir kimsenin hidayete ermesi mümkün değildir. Elbette kalbin mühürlenmesi ancak işlenen büyük suçlar; ısrar, inat, kibir ve Allah'a isyan etme arzusundan sonra gerçekleşir.
Bu yüzden bu büyük bir ibrettir. Ben araştırmacıların bu konuyu derinleştirmesini temenni ediyorum; zira ölüm döşeğinde Muâviye'nin çektiği gibi azap çeken başka bir sultan tanımıyorum. Buna rağmen birçok insan bu gerçeği gizliyor ve onun doğal bir ölümle öldüğünü sanıyor.
İkinci mesele şudur ki; Muâviye b. Ebû Süfyân, ölüm döşeğindeyken yanında Emevîlerden, özellikle de Amr b. Saîd el-Eşdak ve Ebû'l-Âs ailesinden bazı kişiler varken, sanki iktidardan bıkmış gibi davranıyor, sürekli saltanatı kötülüyordu! Sanki 'Ben iktidarı aldım ama işte belayı da buldum, çok yoruldum, bu saltanatın size de bir faydası yok' diyordu. Çünkü oğlu Yezîd o sırada orada değildi.
O, bu kişileri Emevî hanedanından oldukları için kendisinden sonraYezîd'le rekabet etmesinler diye iktidardan soğutmaya çalışıyordu. Dolayısıyla, Muâviye'nin ömrünün sonunda söylediği kaydedilen, dünyadan el etek çekmişçesine (zühd içerikli) ettiği laflar, işte bu hileyi hedeflemektedir. Dediğim gibi, o hilekâr biriydi ve hilesi ölene kadar sürdü!
İnsanları yaşarken de ölürken de kandırdı. Bu yüzden ümmetin yarısından fazlası, yaklaşık yarısı hâlâ ona ve onun siyasî, fikrî, malî ve hatta bilgi teorilerine dair bıraktığı izlere aldanmış durumdadır. Bugün bu dünyadaki son savaş, sadece Muâviye ile Hucr b. Adiy veya Muâviye ile İmam Ali arasında olmayacak... Çünkü o, dini tamamen iptal etmeye ve dini âlemlere rahmet olmaktan çıkarıp, Müslümanların kendi akıllarında, psikolojilerinde, miraslarında, inançlarında ve birbirleriyle olan ilişkilerinde kendileri için bir belaya ve bedbahtlığa dönüştürmeye çalıştı. Birbirleriyle olan ilişkilerinde bu acayip ayrılığı ve tahribatı o yarattı. Fakat Allah, mülkü (iktidarı) ondan hemen sonra, hicri 64 yılında Ebû Süfyân ailesinin elinden çekip aldı."
Kaynak: https://youtube.com/watch?v=dNaRDrFkf64&si=2BP-TDjeLcRPqlQZ
Medya Şafak