Hasan Farhan el-Maliki (8): İman itiraf etmek değil kalben hissetmek, sevmek ve itaat etmektir

Hasan Farhan el-Maliki (8): İman itiraf etmek değil kalben hissetmek, sevmek ve itaat etmektir
Yanı başında Peygamber konuşurken onun söylediklerini hafife alanlar, ciddiye almayanlar... Onlara "İşittin mi?" denildiğinde, "Evet işittim, işittim" derler. Peki, ne işittiler? Onlar Allah'a ve ahiret gününe iman etmenin anlamını kalplerinde hissetmiyorlar. İman, sadece dille itiraf etmek değildir; Allah'ın bu itirafa ihtiyacı yoktur. İmanı kalben hissetmelisin.

 

 

 

Hasan Farhan el-Maliki (Arapça: حسن بن فرحان المالكي), Suudi Arabistanlı araştırmacı, yazar, tarihçi ve İslam âlimidir. 1970 yılında Suudi Arabistan'ın Cizan bölgesinde doğmuştur. Özellikle erken dönem İslam tarihi, hadis tenkidi, insan hakları ve mezhepçilik karşıtı yenilikçi/eleştirel görüşleriyle İslam dünyasında hem ciddi bir takipçi kitlesi edinmiş hem de sert tartışmaların odağı olmuştur. En son Eylül 2017'de tutuklanmış olup, Suudi savcılığı tarafından hakkında idam cezası talep edilmiştir. Mevcut ve ulaşılabilir son bilgilere göre Hasan Farhan el-Maliki halen cezaevindedir.

 

… Önceki bölümde Hucurât Suresi'nin başında geçen, Hz. Peygamber'in (a.s.) haklarından bahsetmiştik. Peygamber'in, kendisine itaat edilmesi ve sevilmesi gibi pek çok hakkı vardır.

 

Bunların en önemlilerinden biri de şudur: “Ey iman edenler! Seslerinizi, Peygamber'in sesinin üstüne yükseltmeyin. Birbirinize bağırdığınız gibi, Peygamber'e yüksek sesle bağırmayın…” Yani tıpkı bir arkadaşınızla yüksek sesle konuştuğunuz gibi ona sesinizi yükseltmeyin; “Yoksa amelleriniz boşa gider.” Bu çok büyük bir haktır ve içerisinde Hz. Peygamber'in (a.s.) o özel konumuna işaret eden çok ciddi bir uyarı barındırır.

 

Buradaki amaç, sadece Peygamber'e hak ettiği saygıyı göstermek ve onu yüceltmek değildir. Bunun, ona uymanın ve onu sevmenin ötesinde başka sırları da vardır.

 

Bunun asıl amacı, bu karmaşık insan nefsini terbiye etmektir. Kibre kapılmaması, ağırbaşlı olması, Peygamber'i benimseyip ona saygı göstermesi, onu yüceltmesi ve iyi bir şekilde dinlemesi için nefsi eğitmektir. Allah, Peygamber'i (a.s.) güzelce dinlemeyenleri yermiştir.

 

"Ey iman edenler! Allah'a ve Resulüne itaat edin, işitip durduğunuz hâlde ondan yüz çevirmeyin. İşitmedikleri hâlde 'işittik' diyenler gibi olmayın." (Enfâl Suresi, 20-21).

 

"Şüphesiz Allah katında canlıların en kötüsü, düşünmeyen sağırlar ve dilsizlerdir." (Enfâl Suresi, 22). Bu da net bir çizgidir. Yeryüzünde yürüyen canlıların en kötüsü şu kimseler olarak tanımlanmıştır: Yanı başında Peygamber konuşurken onun söylediklerini hafife alanlar, ciddiye almayanlar... Onlara "İşittin mi?" denildiğinde, "Evet işittim, işittim" derler.

 

Peki, ne işittiler? Onlar Allah'a ve ahiret gününe iman etmenin anlamını kalplerinde hissetmiyorlar. İman, sadece dille itiraf etmek değildir; Allah'ın bu itirafa ihtiyacı yoktur. İmanı kalben hissetmelisin.

 

İşte bu yüzdendir ki, bugün Allah'a ve ahiret gününe inandığını söyleyen kişilerin bazen en çok şiddet uygulayan, adam öldüren, kin ve nefret güden insanlar olduğunu görebilirsiniz. Neden? Çünkü onlar; Allah'ı, ahireti ve Hz. Peygamber'i sadece dille ikrar etmenin yeterli olduğunu zannediyorlar. İman sadece bir sözden ibaret değildir; iman, tasdik etmenin manasının kalbe inmesi ve bunu her an hissetmektir.

 

Ahiret gününe, Peygamber'e (a.s.), ilahî prensiplere ve emirlere iman etmeyi; ilahî haramlardan kaçınmayı mutlaka içselleştirmeli ve hissetmelisin. Tabii ki insanlar masum (günahsız) değildir; fakat sen kendini "takva" ölçüsüyle tartabilirsin. Zira Allah, ancak takva sahiplerinden kabul eder.

 

Yani, eğer fikrî ve davranışsal olarak başkalarına haksızlık yapmaktan kendini alıkoyuyorsan, sen hayır üzeresin demektir. Çünkü “Allah ancak takva sahiplerinden kabul eder.” Dikkat edin, "İbadet edenlerden kabul eder" demedik. İbadet, takvaya ulaşmak için bir araçtır. Nitekim Allah, “Allah katında en üstün olanınız, en takvalı olanınızdır” buyurmuştur.

 

Bu ölçü; bütün ümmetler, erkek ve dişi yaratılmış herkes için geçerlidir: "Ey insanlar! Doğrusu biz sizi bir erkekle bir dişiden yarattık. Ve birbirinizle tanışmanız için sizi kavimlere ve kabilelere ayırdık. Muhakkak ki Allah katında en değerli olanınız, en takvalı olanınızdır." (Hucurât Suresi, 13)

 

Bu evrensel bir ayettir. Ben bir keresinde Kur'an'ın evrenselliği hakkında bir yazı yazmıştım. Müslümanlar bu evrenselliği gömüp; Kur'an sanki sadece kendilerine aitmiş, Peygamber sadece onlara gelmiş ve Allah sadece onların Allah'ıymış, geriye kalanlar ise bir hiçmiş gibi ırkçı bir tavır takındılar. Oysa Allah böyle söylemedi! Allah bizzat kendisini "Âlemlerin Rabbi" olarak vasıflandırdı. Kur'an, âlemler için bir öğüttür. Peygamber ise âlemlere rahmettir…

 

 

Kaynak: https://www.youtube.com/watch?v=BE1W6o7OePw

 

Medya Şafak